TÜBİTAK BİLİM ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU

0

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadelenin devam ettiğini ve edeceğini belirterek, “Aynı mücadelenin devamını Suriye’de, Irak’ta, gerekiyorsa başka yerlerde elbete vereceğiz. Ebediyete uğurladığımız her şehidimizin acısını yüreğimizde elbette hissedeceğiz. Bunlarla birlikte mücadelemizin gelişme, kalkınma, büyüme yönünü de kesinlikle ihmal etmeyeceğiz. Asıl bunu yapmazsak, şehitlerimizin ruhlarını muazzep etmiş oluruz. Asıl, kalkınma gündemimizden koparsak, milletimize karşı mahcup oluruz.” dedi.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenlenen TÜBİTAK Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, 2106 yılı TÜBİTAK Bilim Ödüllerini alan bilim insanları tebrik etti.

Ödüllerin tespitinde gösterdikleri gayret ve hassasiyet için TÜBİTAK yetkililerini kutlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1966 yılından beri devam eden bu geleneğin bundan sonra da süreceğine inandığını ifade etti.

Bu yıl üç bilim ödülü, bir özel ödül ve dört teşvik ödülü verildiğini anımsatan Erdoğan, Bilim Kategorisinde “Temel Bilimler” alanında Bilkent Üniversitesinden Prof. Oğuz Gülseren’i, Mühendislik Bilimlerinde Pamukkale Üniversitesinden Doç. Dr. Erkan Yüce’yi, Sosyal Bilimlerden Bilkent Üniversitesinden Prof. Dr. Metin Heper’i, “Özel Ödül” kategorisinde çalışmalarını Avustralya’da sürdüren Prof. Dr. Kemal Kazan’ı, “Teşvik Ödülleri”nde, Doç. Dr. Emre Onur Kahya, Doç. Dr. Adem Tekin, Doç. Dr. Serdar Durdağı ve Doç. Dr. İlke Öztekin Gillam’ı tebrik ederek, çalışmalarında başarılar diledi.

 “Ülkemizin asıl gündemi bunlardır”

Türkiye’nin sınırları içerisinde ve bölgesinde birçok sorunla mücadele ettiği bir dönemde, dün kültür ve sanat alanında, bugün de bilim alanında ödül törenleri düzenlenmesini memnuniyetle karşıladığını anlatan Erdoğan, “Aynı şekilde son aylarda Ilgaz Tüneli, Avrasya Tüneli, enerji santralleri, barajlar, sulama tesisleri, hayvancılık tesisleri, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü gibi her biri kendi alanında çok önemli eserlerin açılışlarını yapmaktan da büyük bir gurur duydum. Ülkemizin asıl gündemi işte bunlardır ve bunlar olmalıdır.” diye konuştu.

Terör örgütleriyle mücadelenin devam ettiğini ve devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı mücadelenin devamını Suriye’de, Irak’ta, gerekiyorsa başka yerlerde elbette vereceğiz. Ebediyete uğurladığımız her şehidimizin acısını yüreğimizde elbette hissedeceğiz. Bunlarla birlikte mücadelemizin gelişme, kalkınma, büyüme yönünü de kesinlikle ihmal etmeyeceğiz. Asıl bunu yapmazsak, şehitlerimizin ruhlarını muazzep etmiş oluruz. Asıl, kalkınma gündemimizden koparsak, milletimize karşı mahcup oluruz. Onun için bu tür etkinlikleri çok önemli, çok değerli buluyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

 “Türkiye adım adım sınıf atlıyor”

Türkiye’nin pozitif gündem sıkıntısının olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rabbim her zorlukla birlikte bir kolaylığı da bize bahşediyor. Bilim de bu konuda bize katkı sağlıyor. Örneğin, Avrupa hesap sistemine geçmemizle birlikte, ülkemizin milli gelir ve büyüme rakamları baştan sona değişti. Eski hesaplama sistemiyle 2015 yılında 720 milyar dolara inmiş gözüken gayrisafi yurt içi hasılamızın gerçekte 856 milyar dolar olduğunu gördük bu yeni hesaplama sistemiyle. 2003 yılından beri yüzde 4,7 olarak ifade edilen ortalama yıllık büyüme oranımızın yüzde 5,9 olduğu anlaşıldı. Bu oranlar bizim için elbette önemli ama bizi asıl heyecanlandıran, bu oranların Türkiye’nin dünyadaki konumu ve geleceği için taşıdığı ehemmiyettir. OECD, 2017 Küresel Kalkınma Perspektifleri Raporu’nda ülkemizi ‘Yüksek ve Sürdürülebilir Kalkınma Grubu’nda gösteriliyor olması çok çok önemlidir. Aynı raporda, ülkemizin son çeyrek yüzyılda gelir farkını yüzde 10 azalttığı tespiti de yapılıyor. Bununla da kalınmıyor, kalkınma hızını bu şekilde sürdürmemiz halinde 2030’a kadar orta gelirli ülkeler grubundan yüksek gelirli ülkeler grubuna çıkacağımız tasavvur ediliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye adım adım sınıf atlıyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, batılı ülkelerin terör örgütlerine yaptığı yardımlara ilişkin, “Sizler, terör örgütlerine kalkar bu bölgede her türlü silah yardımını yaparsanız, ondan sonra bunu bir kılıfa koyarak ‘hayır, biz silah göndermiyoruz, mühimmat gönderiyoruz’ derseniz, kusura bakmayın biz bunu yutmayız.” dedi.

Erdoğan, İslam dünyasının bilim çalışmalarında istenilen seviyede olmadığına işaret ederek, “Tabii ki bu bizim için çok çok üzüntü verici bir tablo. Benim buradaki ısrarım şu, Türkiye, öyle bir sıçrama yapmalıdır ki, öyle bir adım atmalıdır ki biz bu dengesizliği dengeler hale getirmeliyiz. Türkiye olarak biz bunu yapar mıyız? Ben, inanıyorum biz bunu yaparız.” ifadesini kullandı.

Son 14 yılda, Türkiye’nin bir sıçrama yaptığını, en azından fiziki mekanlar itibarıyla artık üniversitesi olmayan ilin kalmadığı gibi, anaokulu, ilk, orta ve liselerde ciddi bir sıçrama yaşandığını vurgulayan Erdoğan, okuma yazma oranlarının ciddi manada artıyor olmasının, “Haydi Kızlar Okula” kampanyalarıyla kızları cehalete mahkum eden anlayışın, artık cehaletten ilime doğru teşvik ediliyor olmasının nerelerden nereye gelindiğini göstermesi bakımından çok önemli olduğunu bildirdi.

Erdoğan, bunun yeterli olmadığını, bu durumun çok daha ileri seviyelere taşınması gerektiğini vurguladı.

Bu çerçevede hocalara, özellikle de siyaset kadrolarına çok büyük görevler düştüğüne dikkati çeken Erdoğan, siyasetin, ilimin ve irfanın önünü açması gerektiğini, son 14 yılda da bunu yapmanın gayretinde olunduğunu anlattı.

 “Bunu en az sizler kadar biliyoruz”

Türkiye olarak uzun süredir batılı ülkelere terör örgütleri arasında ayrım yapmamaları, bu konuda ilkeli ve tutarlı davranmaları çağrısında bulunduklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Buna karşılık Amerika başta olmak üzere kimi ülkeler, kendilerince çeşitli bahaneler ileri sürüp, harf oyunlarıyla göz boyayarak bölgemizde masumları katleden örgütlere, aleni destek verme yoluna gidiyor. Bunları da dile getirdiğimiz zaman beyefendiler rahatsız oluyor. Bize, ‘böyle medya aracılığıyla sataşmayın.’ diyorlar. Tamam da bunu nerede konuşacağız, bunu ikili toplantılarda vesaire buralarda da konuştuk sizlerle, hala konuşuyoruz. Ama sizler, terör örgütlerine kalkar bu bölgede her türlü silah yardımını yaparsanız, ondan sonra bunu bir kılıfa koyarak ‘hayır biz silah göndermiyoruz, mühimmat gönderiyoruz’ derseniz, kusura bakmayın biz bunu yutmayız. Bizim de silahlı kuvvetlerimiz var, bizim de güvenlik güçlerimiz var, ne mühimmattır, ne silahtır bunu en az sizler kadar biliyoruz.

Düşünebiliyor musunuz, biz NATO’da sizinle beraberiz, NATO’da sizlerle beraber olduğumuz halde, siz bu destekleri bize değil, bölücü terör örgütlerine veriyorsunuz. Yoksa NATO’daki ortağınız sizin bu bölücü terör örgütleri midir? Nasıl oluyor da siz, bu ‘bölücü terör örgütleri olarak’ kabul ettiğiniz bu örgütlere bu tür destekleri veriyorsunuz? Bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil, bunu yutmamız mümkün değil. Eğer biz, NATO ittifakı içinde berabersek, eğer biz stratejik ve model ortaksak, o zaman siz bizim yanımızda yer alacaksınız. Bölücü terör örgütünün yanında yer almayacaksınız. Bunun için de bizden çok daha farklı ifadeler, güzellemeler beklemeyeceksiniz.”

 “NATO adeta olayın tamamen dışında tutuldu”

Erdoğan, bunu her zaman açık açık söyleme mecburiyetinde bulunduklarını belirterek, “Çünkü siz siyaset yaparken nasıl ‘halkımız bizden bir şeyler bekliyor’ diyorsanız, kusura bakmayın bizim siyasetçilerimiz, bizler de halkımıza bir hesabın verileceğinin bilinci içerisinde bu ifadeleri kullanıyoruz, bu adımları atıyoruz. Türkiye, Suriye kaynaklı tehditleri, sınırları boyunca yaşarken hatta sınırlarımızın içine bombalar yağarken, NATO adeta olayın tamamen dışında tutuldu.” diye konuştu.

Erdoğan, bugün de El Bab operasyonunda ne NATO’nun ne de bölgede güç bulunduran, “güya müttefik ülkelerin”, en küçük bir desteğini görmediklerine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sözüm ona DEAŞ’a karşı mücadele için kurulan koalisyon, bugün DEAŞ’a en büyük zayiatı verdiren, örgütün belini kıran El Bab harekatına hiçbir katkı sunmuyor. Üstelik yalan üstüne yalan. ‘Türkiye, DEAŞ’a destek veriyor’ diyorlar, el insaf. DEAŞ’a karşı en büyük mücadeleyi veren biziz. Bu noktada zayiatı veren biziz ve gerçekten başından itibaren Özgür Suriye Ordusu’nun verdiği çok ciddi zayiat var.

Bu Özgür Suriye Ordusu’nu, bizim içimizde bile bazı mahfiller, ‘terör örgütü’ olarak ilan ediyor. Özgür Suriye Ordusu, terör örgütü falan değil, hatta Amerika’nın başında ‘birlikte kuralım’ dediği bir örgüttür. Ilımlı muhaliflerden oluşan bir direniş hareketidir. Biz şimdi onlarla beraber hareket ediyoruz, onlara gerekli desteği veriyoruz. Niye? Kendi topraklarında onları yalnız bırakmamak için.”

Erdoğan terör örgütleriyle ilgili ilkesiz tutum ve çifte standarda NATO içinden de itirazlar yükseldiğine şahit olduklarına değindi.

NATO’ya akredite Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi’nin bir yayınında, terör örgütleri PKK, YPG, HPG, PJAK ve KCK gibi yapıların aynı örgütler olduğunun kapsamlı bir araştırmayla ispatlandığına dikkati çeken Erdoğan, şunları ifade etti:

“2014-2015 yıllarını kapsayan bu akademik çalışma, ‘Ölüler yalan söylemez’ başlığını taşıyor. Terör örgütünün kendi internet sitesinde çatışmada öldüklerini ilan ettiği 2 bin 906 teröristin bilgilerini analiz eden araştırma, aslında ölenlerin hepsinin de PKK militanı olduğunu belirtiyor. PKK’nın aynı kadroyu kimi zaman Suriye’de, kimi zaman Irak’ta, kimi zaman İran’da kullandığını gösteren, terör örgütünün Ali Cengiz oyununu ifşa eden bu önemli belge, bizim ısrarla ifade ettiğimiz gerçeği tüm dünyanın, özellikle de NATO üyelerinin adeta yüzüne haykırıyor.”

“Felaket göz göre göre yaklaşıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadeleye ilişkin sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sadece Türkiye’ye zarar verdikleri, bölgesel politikalar gereği desteklenen terör örgütleri, eninde sonunda mutlaka kendilerini besleyen ülkelere de saldıracaklardır. Nitekim bunun emareleri zaman zaman ortaya çıkıyor. Yılanla yatağa giren ısırılıp zehirlenmeyi göze almalıdır. Terör örgütleriyle iş tutanlar da kana ve gözyaşına boğulmaya hazır olmalıdır. Türkiye’de patlayan bombaları film sahnesi gibi seyredip bunların müsebbibi olan örgütlere kol kanat germeyi sürdürenleri, yarın aynı akıbetin beklediğini anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Sonunda onların da başına bunlar bela olacak. Bunu da açık ve net söylüyorum. Felaket göz göre göre yaklaşıyor. Biz bir yandan mücadelemizi yürüteceğiz, bir yandan ikaz görevimizi yapmayı da sürdüreceğiz.”

Türk milletindeki dirayet, kararlılık, cesaret ve tevekkülün başka hiçbir toplumda olmadığını vurgulayan Erdoğan, “Ben milletime güveniyorum. Onun için dikkat ederseniz hepsi de en küçük bir tehdit karşısında adeta darmadağın oldular ama benim milletim, 15 Temmuz’da nasıl bir kurtuluş mücadelesi, nasıl bir istiklal ve istikbal mücadelesi verdiğini, F-16’ların karşısında, silahlı helikopterler, tanklar, toplar, silahlar karşısında açık ve net ortaya koymuştur. Bu millet, böyle bir millet.” diye konuştu.

– “Dünyanın en üst ligi bizi bekliyor”

Yaşanılan dönemin bir geçiş süreci olduğuna işaret eden Erdoğan, bu süreci eğilmeden, bükülmeden, pes etmeden, geri adım atmadan atlatmaları halinde, dünyanın en üst liginin kendilerini beklediğinden hiç şüphe duyulmamasını istedi.

Erdoğan, hedefleri gerçekleştirebilmenin, projeleri hayata geçirebilmenin ve tam bağımsızlığın gereklerini birer birer yerine getirdiklerini, getirmeye devam edeceklerini bildirdi.

Küresel finans ve ticaret krizinin, gelişmiş ülkeleri bile derinden sarsarken Türkiye’nin, yaşanılan bunca badireye rağmen dünyanın en yüksek oranlı büyümesini gerçekleştiren ülkeler arasında ilk sıralarda yer almayı sürdürdüğüne dikkati çeken Erdoğan, şu görüşlere yer verdi:

“Savunma sanayisinde bunu başardık, uçaktan helikoptere, tanktan tüfeğe, füzeden haberleşme sistemlerine kadar her alanda kendi tasarımlarımızı, kendi üretimimizi yapabilecek bir seviyeye doğru hızla ilerliyoruz. Savunma sanayiindeki dışa bağımlılığımızı 14 yılda, yüzde 80’ler seviyesinden yüzde 40’ların altına indirdik.

Dış politikada aynı başarıyı elde ettik. Bedel de ödüyor olsak kendi bölgesel ve küresel politikalarımızı hayata geçirme, bunun için gereken ilişkileri tesis etme gücüne sahibiz. Altyapıda, yatırımlarda dünyanın dikkat çekecek düzeyde başarılarına sahip olan bir ülke konumuna geldik. Sonuç olarak mevcut sorunlarımız elbette vardır ama önümüzdeki başarı ve fırsatlar çok daha büyüktür.”

 “Bilim insanlarımıza güveniyorum”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem sorunların çözümü hem de projelerin hayata geçirilmesi konusunda bilim insanlarından çok önemli beklentileri olduğunu bildirdi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sizlerin yol göstericiliği, üretkenliği, ufku, gayreti olmadan içinde bulunduğumuz krizleri aşamaz, geleceğimize güvenle bakamayız. Sosyal bilimlerde, mühendislik bilimlerinde, sağlık bilimlerinde, temel bilimlerde sizlerin ortaya koyacağı başarılar, ülke yöneticileri, siyasetçiler olarak bizi çok daha doğru ve çok daha fazla çalışmaya sevk edecektir.

TÜBİTAK, bilim insanlarımızla ülke yöneticileri arasında köprü rolü oynayarak bu konuda öncü olmalıdır. Bilim insanlarımıza güveniyorum, inanıyorum. Başbakanlık görevini üstlendiğim günden beri cumhurbaşkanlığı dönemim de dahil bilimsel çalışmalara, bilim insanlarımıza daima destek oldum, olmaya da devam edeceğim. Gerek himayeme aldığımı projeler gerekse bireysel teşviklerimle sizlerin yanında olmayı sürdüreceğim.”

 

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Önümüzdeki dönemde, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunu (TÜBİTAK) yeniden yapılandırarak ve 4. Sanayi Devrimi çalışmasını başlatarak reformları sürdüreceğiz. Bilim ve teknoloji ekosistemimizi güçlendirecek en önemli reform ise anayasa değişikliği olacak.” dedi.

Bakan Özlü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen, “TÜBİTAK Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni”ne katıldı.

Bilim insanlığının bir meslekten ziyade, yaşam tarzı olarak görüldüğünü belirten Özlü, bilimle uğraşmanın, insanın zihninin ve hayatının tamamını meşgul eden, zorlu ve meşakkatli bir iş olduğunu söyledi.

Özlü, dünyada çok büyük zulümlerin ve acıların yaşandığı bir dönemden geçildiğine işaret ederek, “Bu zulümlere en fazla maruz kalanların başında maalesef Müslümanlar geliyor. İnsanlığa barış ve adalet sunması gereken Müslümanların neden bu halde olduğunu gerçekten de çok ciddi bir şekilde muhasebe etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

İslam dünyasının güçsüzlüğünde öne çıkan en önemli faktörün bilgi, bilim ve eğitimdeki yetersizlik olduğuna dikkati çeken Özlü, bir araştırmaya göre, dünyadaki ortalama eğitim sürelerinin Yahudilerde 13,4 yıl, Hristiyanlarda 9,3 yıl, Budistlerde 7,8 yıl, Müslümanlarda ise 5,6 yıl olduğunu ve bu tablonun muhakkak değiştirilmesi gerektiğini dile getirdi.

“En önemli reform anayasa değişikliği”

Türkiye’de son yıllarda, bilim ve teknoloji alanında çok önemli gelişmeler kaydedildiğini vurgulayan Özlü, üniversite, akademisyen, araştırma, yayın sayısı, üniversitelerin fiziki imkanları, Ar-Ge harcaması ve patent başvuruları gibi göstergelerde ilerleme yaşandığını söyledi. Bu yıl yaşanan zorluklara rağmen, önemli reformları da hayata geçirdiklerini ifade eden Özlü, şöyle konuştu:

“Ar-Ge reform paketiyle bilim ve teknoloji ekosistemini oluşturan bütün bireyleri ve birimleri daha da güçlendirdik. Geçtiğimiz hafta da ülkemizin iş ve yatırım ortamıyla araştırma altyapısına büyük güç katacağına inandığımız Sınai Mülkiyet Kanunu’nu yasalaştırdık. Önümüzdeki dönemde de TÜBİTAK’ı yeniden yapılandırarak ve 4. Sanayi Devrimi çalışmasını başlatarak bu reformları sürdüreceğiz. Bilim ve teknoloji ekosistemimizi güçlendirecek en önemli reform ise anayasa değişikliği olacak.”

Özlü, bilim, teknoloji ve araştırma altyapısını, sadece Türk vatandaşları için değil, dünyadaki tüm bilim insanları ve araştırmacılar için cazibe merkezi haline getireceklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, daha fazla bilgi ve teknoloji üreten, bu bilgiyi ekonomik ve sosyal faydaya dönüştüren, gücüne güç katan bir Türkiye inşa edeceklerini belirten Özlü, ülkenin hedeflerine ulaşmasında en büyük gücün kendi insan kaynağı, özellikle de bilim insanları ve araştırmacıları olduğunu vurguladı.

“TÜBİTAK’ın yeniden yapılanması zorunluluktur”

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Arif Ergi·n de bilim, özel, hizmet ve teşvik ödüllerinin, bilimin ve bilimsel çalışmaların teşvik edilmesi amacıyla 1966 yılından beri verildiğini hatırlattı.

Türk bilim insanlarının dünyada ses getiren çalışmalara imza atmaya başladığına dikkati çeken Ergin, “Prof. Dr. Aziz Sancar’ın bu konudaki başarısı hepimizi heyecanlandırmıştır. Çocuklarımız, öğrencilerimiz ve genç kuşaklar artık kendilerine bilim insanlarını da rol model olarak almaya başlamışlardır.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, geçen yılki TÜBİTAK Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri töreninde, Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’nün yeniden kurulmasına yönelik talimat verdiğini belirten Ergin, bu konunun takipçisi olduklarını, kuruluşla ilgili tüm hazırlıkları tamamladıklarını ve açılışı kısa sürede yapacaklarını söyledi.

Ergin, 2017-2023 yıllarını kapsayacak yeni strateji belgelerini, ülkenin yüksek öncelikli ihtiyaçlarına odaklı, gerçekçi problemlerle ilişkilendirilmiş, iyi göstergelerle takip edilebilen ve değişen koşullara hızla tepki verebilen bir yapıda olmasını planladıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:

“TÜBİTAK, 17-25 Aralık öncesinde alçaklığın ötesinde çukur terör örgütü FETÖ’nün odaklandığı kurumlardan birisi olmuştu. Çok şükür o günlerde yapılan tahribatı büyük ölçüde onardığımızı değerlendirmekteyiz. TÜBİTAK’ın Türkiye Cumhuriyetinin yüce milletinden başka hiçbir merciye hizmet etmemesi hususunda yaptığımız çalışmalara var gücümüzle devam etmekteyiz. Bunun için temizlik çalışmalarının perçinlenmesi, sistemden kaynaklanan problemlerin giderilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan da TÜBİTAK’ın yeniden yapılanması bir zorunluluktur. Planlayan, yöneten ve icraatı gerçekleştiren tarafların birbirinden ayrıldığı yeni yapıyı kurabilir, ulusal girişim mekanizmasını yerleştirebilirsek, odaklanma eksikliğimizle birlikte sistemik problemlerimizi de ortadan kaldırmış oluruz.”

Comments are closed.